Yıldızlararası filmiyle ilgiyle okuyacağınız bu yazı filmden bilgiler içermektedir. Eğer filmi izlemediyseniz ve izlemek gibi bir düşünceniz varsa bu yazıyı okumamanızı tavsiye ederim. Ne zamandan beri bu filmi izlemek aklımdaydı. Ama bir türlü fırsatım olmamıştı. Sonunda izledim. Ve çok beğendim. Zaten şu kara delikler, yıldızlar, uzay falan her zaman ilgimi çekmiştir. O yüzden filmi çok dikkatlice ve her saniyesini ilgiyle izledim. Film uzun ama ilginiz varsa sizi yormuyor.

Yıldızlararası

     Filmi izledikten sonra aklımda soru işaretleri oluştu. O yüzden filmle ilgili yorumları okuma ihtiyacı hissettim. Bu ihtiyacımı karşılayan öyle bir yazı ile karşılaştım ki. Bu arada film yorumu derken sinemasal açıdan değil bilimsel açıdan. Mesela filmin sonunda 5’inci boyut geçiyor. Nedir bu 5’inci boyut? Yine filmin sonunda Cooper kara deliğin içine giriyor. Ve orası 5’inci boyut. Ve o 5’inci boyuttan geçmişini görüyor ve hatta müdahale ediyor. Ve bunun gibi tonlarca soru. Bu soruların hepsine Yıldızlararası filminin bilimsel açıdan incelemesini yapan bu yazıdan okuyabileceksiniz.

     Uzun bir yazı. Ama her detayı incelediklerini söyleyebilirim. Yine bu konuya ilgim olduğu için ilgiyle okudum. Normalde bu kadar uzun bir yazıyı okumazdım. Ama sevdiğin bir konu olunca okuyor insan. Yazıyı sizde bir okuyun. Siz ne diyeceksiniz? Film üzerine bir konuşalım istiyorum. Eğer uzaya ilginiz varsa Yıldızlararası tam size göre.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/space-research-science-astronaut-41162/

Bitcoin

     Bitcoin ile maaş vermeye hazırlanan şirket Japonya’dan. Çalışanlarının maaşlarının bir kısmını kripto para ile verecek. Bu şekilde maaş almak istemeyen olursa, ona yine para ile ödeme yapılacak. İşveren ile çalışanın iki taraflı onayı ile bu işlemin gerçekleştirileceği için yasal açıdan bir problem oluşturmayacağı düşünülüyor. Şirketin bu yönde adım atmasının gerekçesi olarak, bu uygulamanın benimsenmesi gösteriliyor. GMO İnternet Group şirketi ilk ödemenin 2018’in mart ayında başlayacağını duyurdu. Şunu da belirteyim: Maaşlarının 100 bin yenlik kısmı bu şekilde ödenecek. Dolar olarak hesaplandığında yaklaşık 870 Dolar gibi bir tutar ediyor. Ek bir bilgi daha. Bitcoin, Chicago’da borsada işlem görmeye başlamış. Bu fırtına devam edecek gibi görünüyor. Siz ne dersiniz?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-of-coins-315788/
     Enes Batur Altın Kelebek ödül töreninde en iyi Youtuber ödülünü aldı. Ödül törenin ortasına kadar baktım. Ama sonuna kadar izlemedim. Cem Davran program sırasında ilk defa en iyi Youtuber ödülünün verileceğini söyledi. Benim aklıma belirli birkaç kişi geldi zaten. Enes Batur, Barış Özcan, Ruhi Çenet ve Orkun Işıtmak. Ama bunların arasından en fazla abone sayısına sahip olan Enes Batur’du. “Muhtemelen o alır” dedim. Dediğim gibi de oldu. Bundan sonraki yıllarda sırasıyla bu dediklerim alacak. Bu en iyi Youtuber ödülünü kim düşündüyse iyi düşünmüş. Yalnız diğer adayları da görseydik iyi olurdu. Ödül töreninde çok saçma yapmışlar. Daha önce adayları gösterirlerdi. Sonra ödülünü alacak olan alırdı.

Enes Batur Altın Kelebek

     Enes Batur Altın Kelebek ödülünü alacak bir Youtuber mu? İnstagram’da, 1ncicaps ödül törenindeki fotoğrafını paylaşmış. Onun altındaki yorumlara baktım. Çoğunlukla onun bu ödülü hak etmediğini söylüyorlardı. Kimisi, “Çocukca videolar yapıyor” diyor kimisi, “Takipçileri hep çocuk lan” diyor. Ben de video kanalına üyeyim. Youtube kanallarını ilk takip etmeye başladığım zamanlar gözüme çarpan kanallardan biriydi. Devamlı aktif olan ve neredeyse her gün video paylaşan bir kanal onunkisi. Adam çalışıyor. Haa oyun videoları yapıyor. Şöyle yapıyor böyle yapıyor. Adam sonuçta işin içinde. Devamlı bir şeyler peşinde. Her yayınladığı videoyu izlemesem de arada bakarım. Eğlenceli videolar yapıyor. Bana göre tabi. Siz beğenir misiniz bilemem. Zevkler ve renkler tartışılmaz sonuçta.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/black-close-up-colors-communication-545334/
     

Facebook

     Facebook anketler var ya hani. Yaşlandığında nasıl görüneceksin gibi mesela. Bu anket furyası ilk çıktığında yapmıştım birkaç tanesini. Ama sonra baktım ki. Bu anketlerin yapıldığı site hiç de tanıdık değil. Mesela Onedio gibi bilindik bir iste olsa neyse. Ortam sahtekar, dolandırıcı kaynıyor. En iyisi bir daha bu şekilde anketlere katılmamak olduğunu düşündüm. Ve o günden sonra da bir daha yapmadım. İşte o anketlerle ilgili kanal D haberde bir haber gördüm. O anketlerin güvenilir olmadığından bahsediyordu. O anketleri yaptığınızda sizin adınıza başka sitelerde paylaşımlar yapılıyormuş. Bunun ne demek olduğunu bir düşünsenize. Sizin hesabınızdan Cumhurbaşkanına bir hareket mesajı paylaşıldığını düşünün. Ya da terör örgütü propagandası yapan bir paylaşım yapılmış olsa. Derdinizi kimseye anlatamazsınız. Ve kendinizi bir anda hakim karşısında bulursunuz. O yüzden sevgili arkadaşlarım! Bu anketler ne kadar ilgi çekici olsa da yapmayın. Böyle anketlere bende dayanamıyorum. Çok cezbediciler. Böyle anket yapacaksanız bile bilindik sitelerden yapın. Onedio gibi. Hem vaktinizi güzel bir şekilde geçirmiş olursunuz hem de aklınızda güvenliğinizle ilgili soru işaretleri olmaz. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/advertising-alphabet-blog-close-up-267371/
     Forrest Gump konusu hakkında bende bugün internetten arama yaptım. Filmi izledikten sonra bir şeyler karalamak istedim. Bugün cumartesi. Bir haftalık gece vardiyasından sonra iki günlük offumu kullanıyorum. Bu off günlerimde artık film izlemeyi bir gelenek haline getirmeyi istiyorum. Şu anda popüler bir çok dizi var. Aslında onları da izleyebilirim. Ama onlara çok emek vermek lazım. Saatlerini o diziye ayırman lazım. Yok şu sezonu yok bu sezonu. Benim o kadar vaktim yok. Her akşam işten gelince yorgun oluyorum zaten. Ki her akşam da bir şeyler izleme modunda olmuyorum.

     O nedenle artık filmlere yöneliyorum. Çünkü film iki saat içinde bitiyor. Bir sonraki güne sarkmıyor. Duygulanacaksan, sevineceksen, ne tür duygu durumunu yaşayacaksan yaşıyorsun işte. Filmlerin en sevdiğim yanı da bu. Normalde çok film izleyen bir yapım yoktur. Ne zaman televizyonda tvde ilk kez yayınlara denk gelirsem o zaman bakarım. Oda o film hakkında daha önce güzel şeyler duymuşsam. Ve oyuncularını seviyorsam. Bu kriterlere uymayan bir filmse zaten hiç şansı yok.

     Madem ki film izlemeye başlayacaktım. O zaman klasik olmuş filmleri izlemem lazımdı. İnternette izlenecek filmleri arattım. Bunun dışında daha önce benim duyduğum ve izlemek istediğim filmlerle beraber kafamda bir liste oluşturmaya çalıştım. Liste deyince öyle 30-40 ya da 50 filmlik bir liste değil. Mesela geçen hafta yine iki gün offum vardı. İlk tatil günümde Yıldızlararası filmine baktım. Bilimkurgu. Bir uzay filmi. Bu filmin methini çok duydum. E uzaya da ilgim var. O yüzden ilk onu izlemek istedim. Sonra diğer gün ise izlenecek filmler listesinde gördüğüm Ölü Ozanlar Derneği’ne baktım. Filmin konusu ve izleyen görüşleri doğrultusunda bu filmi de izlemeye karar verdim. Ve o film de aradan çıktı böylece. 

Forrest Gump

     Her hafta ilerlemeye devam ediyorum böyle. Bugünde aklımda Forrest Gump filmini izlemek vardı. İzlemeden önce Forrest Gump konusu neymiş diye internetten araştırdım. Bu filmde izlenmesi gereken filmler arasında yer alıyordu. Ve gönül rahatlığıyla filmi izlemeye başladım. Çünkü sevmediğim bir film tarzı gibi durmuyordu. İyi ki de izlemişim dedim. Film benim hoşuma gitti. Popüler olan, sevilen filmler boşuna kendilerine insanların gönlünde yer edinmiyorlar. Oyunculuklar çok iyiydi.

     Filmin sonunda Forrest, kızın mezarı başında sorguluyor. İnsanın bir kaderi var mıdır? Yoksa hayat insanı nereye sürüklerse insan oraya mı gider? Forrest kendine göre bu sorunun cevabını verdi. “Bence her ikisi de” dedi. Bu çok tartışmalı bir konu. Her şey tamamen insanın elinde değil. Ama tamamen kaderin elinde de değil. Sen bir şeyi hedeflersin. O şey için çaba gösterirsin. Ama yine de o hedefe ulaşamayabilirsin. Bence bu kaderdir. Çünkü elinden geleni yapmışsındır. Olmuyorsa olmuyordur. Belki de olay, o hayal için çaba harcamanda gizlidir. O istediğin şeyi olmayacaksın ya da elde edemeyeceksin ama onun için devamlı bir savaş halinde olacaksın. Belki de güzel olan budur.

     Dedim ya. Bu çok tartışmalı bir konu. Herkes bu konuda farklı farklı şeyler söyleyebilir. Hepsine de saygı duyarım. Öyle film eleştirmenliği yapma gibi tavrım yoktur. Zaten o kapasiteye de sahip değilim. Kendimce filmin birkaç noktasına değiniyorum o kadar. Filmi izlemeden önce söylemiştim ya. Film hakkında birkaç bir şey okudum diye. Bir tanesi, “Aptalların da zengin olabileceğini gösterdi” diyor Forrest Gump için. Öncelikle Forrest aptal mı? IQ su 75 miş. Bu 75, en düşük IQ seviyesi oluyormuş. Ama buna rağmen Forrest’in davranışları aptalca mıydı? Bence hiç aptalca değildi.

Forrest Gump


     Hele birde, filmin bir yerinde Forrest için, “Deli” deniyor. Bence hiç değil. Bence o sadece nerede nasıl davranacağını bilmiyor. Topluma karşı kapalı büyümüş. Hiç ortam görmemiş. Böyle olunca da herkesin yapmadığı şeyleri yapınca aptalmış gibi duruyor. Diyelim ki aptal. Ama o yetenekleri para edecek cinsten. Okuduğum kişi sanki aptallara bu film cesaret veriyor diye kızıyor gibi yazmış. Niye böyle giderli yazmış anlamadım. İşte o yeteneklerinden biri de masa tenisi. Adam harika bir masa tenisi oynayıcısı. Hem de ülke çapında. O kadar meşhur olunca raket firmalarından biri kendi markalarını kullandığını söylemesi halinde 25 bin dolar vereceklerini söylüyor. Oda söylüyor. Aptal olabilir. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmiyor. Gördüğünüz gibi aptallığına değil masa tenisi yeteneğine para veriyorlar.

     Ah birde Forrest’in annesinin söylediği sözler vardı. Birkaç tanesi hoşuma gitti. Bir tanesinde, “Tanrının yöntemleri esrarengizdir” diyordu. Bir diğeri ise, “Bir insanın ihtiyacı olan para bellidir, gerisi gösteriştir”. Oda annesinin dediğini yapıyor. İhtiyacının dışındaki parayı hayıra hasenata ayırıyor. Kilise falan yaptırıyor. Vietnam savaşına katılıyor. Orada komutanını ve arkadaşlarını sırtında taşıyıp kurtarıyor. Hem de komutanı, “Beni kurtarma, bırak” demesine rağmen. “Orada ölmek benim kaderimdi. Sen beni kurtararak bu kaderi bozdun. Ben şimdi iki bacağım olmadan ne yapacağım” diyor. Eğer Forrest’in yerinde ben olsaydım ve bunlar bana söylenseydi. Ben vicdan azabından bir hal olurdum. Kurtarsan bir türlü, kurtarmasan bir türlü. Neyse ki filmin sonunda Teğmen bir şekilde hayata yeniden tutunuyor. Hayata tutunmasında da baş rolü Forrest oynuyor yine. Böylelikle ikinci defa hayatını kurtarıyor.

     Filmin son sahneleri dokunaklıydı. Jenny ile çocukken beraber oturdukları ağacın altına yaptırıyor mezarını Jenny’nin. Birde dikkatimi çeken bir şey daha oldu. Neden onların mezarları toprakla aynı mesafede de bizim mezarlarımız topraktan yüksek? Forrest Gump izleyerek, hem de güzel bir film izleyerek hayatıma yine renk kattım. Bugünüm de boş geçmedi yani.

Foto 1 kaynak:https://www.pexels.com/photo/adventure-athlete-athletic-daylight-235922/

Foto 2 kaynak: https://www.pexels.com/photo/abstract-analog-art-camera-390089/


     Günde 1000 kelime yazmak yazısını okuduktan sonra gaza geldim ve dün akşam bu yazıyı kaleme aldım. Bu akşam internette takılırken yine 1000 kelime yazmak mevzuulu yazıya rastladım. “Keşke bende 1000 kelime yazabilsem” dedim. Hevesle o yazıyı yeniden okudum. Ama ilk okuduğum zamanki yazıyı bulamadım. Yazıyı parça parça bölmüşler. Kesip biçmişler. Anlamsız yapmışlar yani.

     Ama beni gaza getirecek birkaç paragrafını okumak fırsatım oldu. İşte o gazla şimdi oturmuş 1000 kelime yazma uğraşındayım. Her akşam yazmayı planlıyorum. Bakalım ne zaman kadar devam ettirebileceğim? Yazıda özellikle okuduğum bir paragraf bana acayip gaz verdi. “Misafirlikte uyandım 1000 kelime yazdım. Evde uyandım 1000 kelime yazdım”. Yani adam nerede olursa olsun kendini 1000 kelime yazmaya şartlamış. 

günde 1000 kelime yazmak

     Bu ne güzel bir irade ya. Artık bir noktadan sonra günde 1000 kelime yazmazsa eksiklik hissetmeye başlamış. Diş fırçalamak gibi sıradan bir şey olmuş her gün 1000 kelime yazmak. Ya şimdi söyleyin bana. Siz bunları okuyunca gaza gelmiyor musunuz?  “Keşke bende günde 1000 kelime yazabilsem” diye iç geçirmiyor musunuz?

     İşte bu yazıdan sonra bende hevesle oturdum bilgisayarın başına. Normalde aklımda bir konu bulup 100 kelime yazıp blogda yayınlamak vardı. Bu akşam bu yazı yine benim aklımı karıştırdı. Bu kafa karışıklığının sonucu olarak bu yazıyı yazıyorum işte. Evet, günde 1000 kelime yazmak hayal değilmiş. En azından bu akşamlık. Her gün kedi kaymak yer mi göreceğiz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-blur-business-indoors-261453/

Whatsapp çöktü

     Whatsapp çöktü haberlerini görmekten artık gına geldi. Herhalde tüm haber sitelerinin hazırda beklettikleri görsel ve yazıları var. Bu gibi bir durum olursa, hemen o yazı ve görseli koyuyorlar herhalde 😊Beyler bayanlar. Ben şu ana kadar çöken bir Whatsapp görmedim. Gerçekten çöken Whatsapp nasıl oluyor? 😉Geçen gün yine son dakika haberi geçiyorlar. “Ulan neymiş bu çökme?” deyip açtım Whatsapp’ı. Yoo hayır. Bende bir şey yoktu. Çatır çutur mesajlaşıyordum 😋Çatır çutur deyince aklınıza dakikada bilmem kaç kelime yazarak, baş döndürücü bir iletişim gelmesin. Öyle Whatsapp gruplarımız yok. Dur bir dakika var var. Ama oda işyeri grubu. Orada da kırk yılda bir paylaşım oluyor. Aha yine son dakika haberi. Yine çökmüş 😁

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/apple-iphone-app-iphone-6-46924/


eleştiriye gelememek
     
     Eleştiriye gelememek… Çoğu insan hep eleştiriye açık olduğunu söyler. Yeter ki saygı çerçevesi içinde olsun diye de eklerler. Ama bence bu boş laf. Çünkü hiç kimse eleştirilmek istemiyor. Eleştiriyi kaldıramıyor. Eleştiri bizim yapımıza ters. Lafa gelince konuşuyoruz da. Uygulama tırt be kardeşim. Bu durumu her yerde görüyoruz. Toplum önünde olan insanlardan, çevremizdeki insanlara kadar. Eleştirdiğin insanlar hemen gönül koyarlar sana. Hani ben bunu seni geliştirmek için söyledim. Eksik yanlarını dile getirdim falan. Bunları kimsenin taktığı yok. Hemen arasına seninle mesafe koyar. Neden? Çünkü onu eleştirdin. O yüzden sevdiğim insanları eleştirmiyorum. Benim eleştirip aramın bozulmasındansa, gitsin, kendi kendine duvara toslasın daha iyi.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-angry-beautiful-blond-366063/
hikaye

     Hıncal Uluç’un yazılarından birini okuyordum. Bu yazılarından birinde, arkadaşı Ece Aksoy’un çıkardığı hikaye kitabını yazmış. Çok beğenmiş. Elinden düşürmemiş. Ve o kitaptaki hikayelerden birine köşesinde yer vermiş. Hıncal’ın zevkine güvenirim. O yüzden okudum hikayeyi. Gerçekten iyi bir hikayeymiş. Bu hikayeyi sizlerin de okumasını istedim. Bakalım benim gibi sizin de hoşunuza gidecek mi? İlgili yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/woman-reading-her-notes-258353/
     Blogda yazacak konu bulamıyorum. Bu nedenle internette araştırma yapıyorum. Neler yazabilirim diye. Bu araştırmalarım sırasında Mehmet Erbay’ın, blog konuları arayanlara 101 blog yazısı fikri yazısı ile karşılaştım. “101 tane mi? O kadar da olmaz. Bakalım neymiş bu konular?” dedim. Şunu söyleyebilirim. Bu zamana kadarki en kapsamlı blog yazısı fikirlerini barındıran blog yazısı bana göre. Çoğu blog yazısı önerisinde, “Bunu da yazarım, bunu hepten yazarım, gerçek lan bu niye benim aklıma gelmedi?” dedim. Diğer bloglarda da geldim blog konuları yazılarına. Ama onlarda görsel yoktu.

blog konusu

     Bilmem kaç fikir alt alta sıralanmış. İnsan okurken sıkılıyor yav. Ama bunda öyle değil. Teması çok güzel. Okurken yormuyor. Hele bir yazı tipi var. Hayran kaldım. Bu yazı tipini kendi yazılarımda da kullanacağım. Yazı arasına çok güzel görseller eklemiş. Yazıyı okurken daha da bir zevk alıyor insan. Belki bu yazıdan daha önceden haberiniz olmuştur. Olanlar tekrar okusun. Ama haberi olmayanlar için büyük bir kaynak olacak. Ve ayrıca yazacak blog konusu arayanlara çöldeki su gibi gelecek. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/blogging-blur-business-communication-261662/

     Blog Hocam temasını değiştirmiş. Yeni teması hoşuma gitmedi. Eski teması daha güzeldi. O turuncu ya da sarı menüsü hoşuma gidiyordu. Blog Hocam’ı ilk tanıdığımdan beri o temayı kullanıyordu. Artık o tema ile özdeşleşmişti. Bir ara Blog Hocam’ın yazılarından birine tıkladım. Baktım renksiz bir menü karşıladı beni. Telefondan girmiştim. Acaba mobil görünümünde mi bir problem falan var dedim. Ama yokmuş. Tema değişmiş. Keşke değiştirmeseydi. Temayı değiştirmesinin seo kaynaklı bir nedeni olabilir. Tabi Serdar Hocam daha iyisini bilir. Ne de olsa Blog Hocam

Bloglar

     Gelelim Evren Günlüğü’ne. Blog Yazarları Çalıştayı başladı, bitti. Ama hala kendisinden çalıştay ile ilgili bir yazı göremedik. En azından kendisinden küçük bir yazı beklerdim. “Çalıştayın bütün ayrıntıları ile yakında blogdayım” diye. Evren’den çalıştayı değerlendiren geniş geniş yazılar bekliyorum. Birde her konuşmacının baştan sona konuşmalarının videolarını. Eminim onların da kayıtlarını almıştır bir şekilde.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/pie-graph-illustration-669621/

Mevlid kandili

     Çocukken kandil günleri camiye giderdik. Cami dolu olurdu. Tıpkı Cuma namazı gibi. Cami bir cuma namazında dolu olurdu çünkü. Ha bir de bayram namazlarında. Camiye hevesle giderdik. Şimdi bazıları çocukları camiden kovuyorlarmış. O çocukların gönüllerini nasıl kırdıklarının farkında olmadan. Sonra çocuk camiden soğuyor. Soğur tabi. Neyse işte. Kandil günleri camiden çıkışımızda kapıda lokum dağıtılırdı. Herhangi biri hayrına dağıtırdı. Camide de şerbet ya da küçük poşette şeker dağıtılırdı. Bazen renkli olurdu o şekerler. Sarı, kırmızı, yeşil. Kimi zamanda şekerler kahverenginde olurdu. Ama üstlerinde susam olurdu. Böyle kandil akşamları, hep o çocukluğumun güzel kandil akşamları gelir aklıma. Hepimizin mevlid kandili mübarek olsun.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/ancient-arch-architecture-background-532728/